2009-2010 ADLİ YIL AÇILIŞ KONUŞMASI
2009 -2010 adli yıl açılış törenine katılarak bizi onurlandırdığınız için Gaziantep Barosu adına konuklarımızı ve meslektaşlarımızı saygıyla selamlıyorum. Ve yeni adli yılın Ülkemize Milletimize ve tüm insanlığa barış esenlik ve mutluluk getirmesini diliyorum.
Her adli yılın açılışında yargının sorunlarını ve sıkıntılarını dile getirmekteyiz. 2008-2009 Adli yılı sıkıntılı ve sorunlu geçmiştir.. Dileğimiz odur ki sorunlar ve sıkıntılar azalsın !
Bu adli yıl açılışında keza sıkıntılarımız ve sorunlarımızı dile getireceğim. Bunu yaparken Ülkemizin sosyal ve ekonomik durumunu göz önünde bulundurmaya olayları ele alırken bir hukukçu anlayışıyla ve objektif olarak değerlendirmeye çalışacağım. Zira ; ülkemde demokrasinin kurum ve kuralları ile eksiksiz işlemesini istiyorum !
Anayasamızın 2.Maddesi: Türkiye Cumhuriyetinin demokratik laik ve sosyal hukuk devleti olduğunu belirtmiştir.
Anayasamızın niteliklerinde belirtilen bu unsurların açılımını yaptığımızda ; öncelikle demokrasi tanımını ortaya koymak gerekir. Geçmişten günümüze insanoğlu katı ve çok disiplinli , insan varlığını yok sayan , insan haklarına saygı duymayan , aksine insan haklarını ihlal eden otoriter rejimlerden kurtulmak için verdiği uzun mücadeleler sonucu demokrasi denilen idare şeklini tercih etmiştir.
Günümüzde Demokrasi: Halkın yönetimi, halkın kendi kendisini yönetmesi anlamına gelen siyasi bir yönetim biçimidir Genel olarak , partiler arası karşıtlık ve yarışma sonucu çoğunluğun yönetimidir. .
Yöneticilerin yönetilenler tarafından seçilmesi düşüncesinden hareketle , yönetimle halk arasındaki sosyal münasebetleri düzenleyen , ekonomiye yön veren sosyal adaleti sağlayan , bireylerin doğuştan gelen haklarına saygı gösteren , sonradan edinilen, ırk din mezhep ayrımını ortadan kaldıran, insanlar arasındaki farklılıklara dayanmayan toplumdaki asgari müşterekleri esas alan, eşitlik ve adalet anlayışına dayalı, insan hak ve özgürlüklerine saygı gösteren , yönetenlerin yasa ve hukuka bağlılığını esas alan eylem ve işlemlerinde denetimi kabul eden keyfiliğe kaçmayan hukuk devleti hukukun üstünlüğü anlayışını benimseyen, polis devleti anlayışını terk eden bir idare şeklidir.
Nitekim ULPİANUS demokrasiyi tanımlarken “Herkese hakkını ve düşenini vermek” olarak tanımlamıştır. Bu özlü söz içerik olarak çok şey ifade etmektedir.
Demokrasinin varlığını ve güvencisini oluşturan Hukuk Devleti ve Hukukun üstünlüğü anlayışını ortaya koymakta yarar görmekteyim.
Hukuk devleti keyfi olmayan , hukuka bağlı olan Devlet anlamına gelmektedir. Devletin bütün organlarının görev , yetki ve yükümlülüklerini yasalardan aldığı, hukuka bağlılığın esas olduğu hukuk kurallarının düzenlemediği bir yetkinin kullanılamayacağı , kişilere karşı keyfi işlemlerin yapılamayacağı , idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yoluna başvurma hakkına sahip olduğu devlettir.Hukuk devleti olmanın en büyük şartı , hukukun devlet kavramının önüne geçmesidir.
Hukuk Devleti ve Hukukun üstünlüğü anlayışın da , esas olan bütün kurum ve kuruluşların , Hukuk Devleti ve Hukukun üstünlüğü anlayışını benimsemeleri ve bu anlayışa uymalarıdır. Bütün Anayasal kuruluş ve kurumlar , bu anlayışı benimsemelidirler. Demokraside seçimle gelenlerin kendilerine oy verenlerin ve vermeyenlere karşı eşir davranmalıdır.. Aksine bir görüş Hukuk devleti anlayışına kanun devleti anlayışının hakim olmasına neden olur ki bu da demokrasinin sonu olur. (Örneğin Hitler Almanyası, Mussolini İtalyası). Bütün kurum ve kuruluşlar görev ve yetki alanlarını bilmeli kimse diğerinin görev ve yetki alanına müdahale etmemelidirler. Zira , bu kurum ve kuruluşlar varlıklarını Anayasadan almaktadırlar. Anayasalar da , referandumla kabul edilen metinler olup tıpkı seçimler gibi meşruiyetini halktan alırlar. .
Demokrasi ve hukuk devleti olmanın en önemli şartlarının birisi de kuvvetler ayrılığı prensibinin uygulamada yer almasıdır. Kuvvetler ayrılığı prensibi için de yasama, yürütme ve yargı erkleri arasında bir uyum ve denge bulunmalıdır. Kuvvetler ayrılığı, devlet organları arasında bir üstünlük sıralaması olmayıp bu erklerin görev ve yetkilerini kullanırken, birbirlerinin görev ve yetki alanına müdahale etmeyip saygı göstermelidirler.Açıkçası , çatışma yerine uzlaşma anlayışını benimsemelidirler.Çünkü , bu üç erk de gücünü Anayasadan ve Hukuktan almaktadırlar.
Demokrasi ve Hukuk Devleti olmanın en büyük güvencesi de ,bağımsız yargıdır.
Anayasamızın 138. Maddesine göre Hakimler ve Savcılar görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa, kanun ve Hukuka uygun olarak vicdanı Kanaatlerine göre karar verirler.
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir veremez talimat veremez ; genelge gönderemez ; tavsiye telkinde bulunamaz.
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunamaz şeklindedir.
Açıkçası Anayasanın 138 .Maddesinde yer alan yargı bağımsızlığı gündemdeki yerini korumaktadır.
Dünden bugüne, yargı bağımsızlığı ülkemizde tartışılmıştır. Bütün siyasi partiler muhalefetteyken yargının bağımsız olmadığını ,Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun seçim tarzının , bağımsız yargı ilkesini zedelediğini söylemekte , iktidara geldiklerinde ise söylediklerini unutmakta , yargı bağımsızlığı için yeni bir düzenlemeye, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun teşkil tarzını değiştirme gibi yeni bir yasal düzenleme ihtiyacı hissetmemektedirler.
Yargı bağımsızlığı ile ilgili olarak yapılan bir son düzenlemeyle Askeri Mahkemelerin görev ve yetki alanı daraltılarak çoğu suçların sivil mahkemelerde görülmesi için değişiklik yapılmıştır. Bu değişikliğin ne getirip ne götüreceğini tartışmak istemiyorum. Askeri Mahkemelerin kuruluş şeklini incelediğimizde Askeri Mahkeme üç hakim ve bir savcıdan oluşmakta , Mahkeme başkanı Hukukçu olmayan üst rütbeli bir komutandır. Yani Hukukçu olan iki Hakimin başkanıdır. Bu mahkeme üyelerinin sicil amiri de Garnizon Komutanıdır. Bu teşkil tarzı ile , bu mahkemelerin bağımsız olduğunu söylemek acaba mümkünmüdür?. Bu yasal değişikliklerle ilgili olarak Ana muhalefet partisi bu düzenlemenin Anayasada yer alan Askeri yargı ile ilgili 145. Maddesine aykırı olduğu iddiası ile Anayasa Mahkemesine iptal davası açmıştır.
Anayasa Mahkemesi ne karar verir bilemem. Bu konuda fikir açıklamam ve yorum yapmam yanlış olur. Ancak Anayasa Mahkemesi tarafından inceleme ve değerlendirme yapılırken , Anayasanın 90. Maddesinde yer alan “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletler arası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemsine başvurulamaz. Usulüne göre yürülüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletler arası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletler arası andlaşma hükümleri esas alınır. “ Hükmü ile, Avrupa Birliği ve insan hakları kriterlerinin Avrupa İnsan hakları Mahkemesi kararlarının göz önünde bulundurularak karar verilmesi gerektiği düşüncesindeyim.
Ayrıca Hakim ve Savcıların son nakil ve atamalarında Adalet Bakanı ile Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu arasında büyük bir tartışma ve gerginlik yaşanmıştır. Bu tartışma, bir kez daha yargı bağımsızlığını gündeme getirmiştir. Bu itibarla da, gerçek yargı bağımsızlığının sağlanması için , gerekli Anayasa değişikliği yapılmalıdır. Anayasa değişikliği yapılırken, Avrupa Birliğinin ortaya koyduğu kriterlerin esas alınması, Avrupa insan hakları sözleşmesi ve Avrupa insan hakları mahkemesinin kararları ve de AVRUPA YARGIÇLAR KONSEYİN’inin raporu dikkate alınmalıdır. AVRUPA YARGIÇLAR KONSEYİN’inin raporunda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna seçilecek olan hakimlerin parlemento tarafından seçilmemesi, yürütme organın seçime müdahale etmemesi gerektiğini, aksi takdirde yargının siyasallaşacağını belirtiliyor. Nitekim büyük hukukçu GUİZOT “Siyaset mahkeme salonlarına girdiği anda adalet oradan çıkmalıdır.” Sözü de , Avrupa Yargıçlar Konseyinin bu konudaki raporunu doğrular niteliktedir..
Bu düzenleme yapılırken , Avrupa Birliği istediği için değil, insanımız ve toplumumuz buna layık olduğu için yapılmalıdır.
Zira , Ülkemiz Avrupa Birliğine girmek için yoğun çaba sarf etmiş ve müzakere tarihi almıştır. Müzakerelerin devamı Avrupa Birliği kriterlerinin Ülkemizde ki uygulamalarına bağlıdır. Avrupa birliği müktesabatının Ülkemizde uygulanıp uygulanmadığı noktasında toplanmaktadır.
Avrupa birliği hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü anlayışına önem vermektedir.Avrupa birliğine girmek isteyen ülkemiz de bu kavramları göz ardı etme hakkına da sahip değildir.
Bu anlayış içinde olaya baktığımız zaman devletin birinci görevi adaleti sağlamak olup varlığını sürdürmesinde buna bağlıdır. Bir devlette hukuk özgürlük ve adalet anlayışı esas alınmıyor. Birey topluma ve devlete karşı , toplum bireye karşı korunamıyorsa , kuvvetlinin zayıfı ezmesine engel olunamıyorsa , her türlü korkuyu yok edemiyor ve insan hak duygusunu ve özlemini gideremiyorsa , kısaca adalet aksıyorsa , o devletin temeli çökmeye başlar. Ve bu çöküntü tüm devlet varlığın yansır. Tarihin yargısı olan “ADALET MÜLKÜN -DEVLETİN –TEMELİDİR” Özdeyişi boşa düşer ,bireyin ve toplumun adalet duyguları sarsılır.Devlete karşı içten ve dıştan gelecek tehlikelerin karşılanması ve bertaraf edilmesi zorlaşır.
Avrupa Birliğinin politik kriterleri
- istikrarlı ve kurumsallaşmış bir demokrasinin var olması,
- hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü,
- insan haklarına saygı,
- azınlıkların korunması
gibi dört ana kriter açısından değerlendirmeye alınacaktır. Genel olarak; ülkenin çok partili bir demokratik sistemle yönetiliyor olması, hukukun üstünlüğüne saygı, idam cezasının olmaması, azınlıklara ilişkin herhangi bir ayrımcılığın bulunmaması, ırk ayrımcılığının olmaması, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın yasaklanmış olması, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Sözleşmesinin tüm maddeleri ile çekincesiz kabul edilmiş olması, Avrupa Konseyi Çocuk Hakları Sözleşmesinin kabul edilmiş olması gibi özellikler dikkate alınmaktadır. Ancak, bu ilkelerin varlığı tek başına yeterli olmamakta, aynı zamanda kesintisiz uygulanıyor olması gerekmektedir.
Bütün bunları yapmamız da yeterli değildir. Hakim Savcılar ve Avukatlar görev yaparlarken verilen kararlarda ve uygulamalarda yasa ve hukuku esas almalı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını da göz önünde bulundurmalıdırlar. Bunlardan hepsinin önemlisi yargılama süreci içinde soruşturma kovuşturma ve yargılamada hakkın ve adaletin gerçeklemesini sağlamalı her şeyden öncede vicdanen müsterih olmalıdırlar. Demokrasilerde yasalara ve hukuka uymak herkesin zihinde ve gönlünde yer etmelidir. (Örnek MOBESSE sistemi ) Zira zaman zaman kuralların uygulanmasında bazı insanlar ve kesimler kendilerini yasa ve hukukun üstünde görebilmektedirler. Bu anlayıştan kesinlikle vazgeçmelidir.
Ülkemizde Adalete inanç ve güven gerekir. Mutlak suretle bu inanç ve güveni sağlamamız lazım.
Bu konuda yaşanan bir örnek sunmak istiyorum.
Çok eski yıllarda krallıkla idare edilen bir ülke varmış.
Ama; bu ülkede, hukuk ve hakimler de varmış.
Törelere göre, bir vatandaş öldüğünde, şehir merkezindeki dev çan bir defa çalınırmış.
Uzun uzun da yankılanırmış…
Eşraftan birisi ölürse çan iki defa,
Büyük bir devlet adamı ölürse üç defa çalınırmış.
Ya kral?..
O öldüğünde, çan dört defa çalınırmış.
Gel zaman git zaman… Şehirde bir olay olur, iş mahkemeye intikal eder.
Davanın sanığı olarak mahkeme huzuruna çıkarılan kişinin masumiyetini ise bütün vatandaşlar bilmektedir. Bir formalite olarak görülmesi ve beraat beklenen davadan sürpriz bir karar çıkar. Sanık para cezasına mahkûm olmuştur.
Hakim sorar : - Bir diyeceğin var mı?
Sanığın cevabı : - Hayır!..
Mahkeme biter. Dinleyiciler dağılır. Kafalarda bir kaygı!..
Kısa bir süre sonra dev çanın sesi duyulur.
Acaba kim öldü?..
Çan bir defa daha çalar. Eşraftan biri öldü.
Şehir çan sesi ile bir defa daha inler. Hımmmmm… Büyük bir devlet adamı, acaba kim?..
Soruya cevap alınmadan çan bir defa daha çalar, yeri, göğü inletir.
Herkeste bir feryat: Eyvah!.. Kralımız öldü!..
Ancak, törede görülüp işitilmemiş bir şekilde çan, beş ve altıncı defa da çalınır, yer gök inler ve sesler kesilir.
Herkes bunun ne anlama geldiğini öğrenmek için çan görevlisine koşar. Bir de bakarlar ki çanı, haksız yere mahkûm edilen adam çalmaktadır.
Sorarlar : - Ne demek beş ve altı defa çan çalmak? Kraldan daha büyük birisi mi öldü?
Cevap şaşırtıcı olduğu kadar anlamlıdır da;
- Evet! Adalet öldü!..
Bağımsız yargı ve adalet herkese bir gün gerekir, bu konuda herkes kendi düşeni yapmalı ve duyarlı olmalıdır. Açıkçası , yukarıda verdiğim örnek üzere , Adalet ölmemelidir. Hakimi ile savcısı ile Avukatı ile ve de bütün Anayasal kurum ve kuruluşlar ile iş birliği ve dayanışma içine girmek suretiyle gerçek adaleti sağlamalı ve yaşatmalıyız.
Şöyle bir örnek daha sunmak istiyorum. BERLİNDE HAKİMLER VAR olay Almanya’da 18. yüzyılda geçer. Dönemin Kralı Frederik bir saray yaptırmak ister yaptıracağı sarayın bahçesinde isabet eden yerde Sans-souci isimli köylünün değirmeni bulunmaktadır. Kral değirmeni kaldırmak ister ama köylü rıza göstermez. Kral sonuçta “Ben kralım sen bunu kaldıracaksın” diye çıkıştığında köylü “Sen kral olabilirsin ama Berlin de Hakimler var” diyerek cevap verir. Hakimlere ve Mahkemeye güvenin bir ifadesi olarak kullanılır. Kral bile olsanız hak sizin üstünüzdedir ve bunun teminatı hakimlerdir.
Anayasamızın 2. Maddesinde yer alan Laiklik ilkesi , Demokrasinin , Hukuk Devleti ve Hukukun üstünlüğü anlayışının olmazsa olmaz şartıdır. Demokrasi ile idare edilen bir Ülkede Laiklik yoksa , demokrasiden ve hukuk devletinden ve hukukun üstünlüğünden söz etmek mümkün değildir. Zira , bulunduğumuz coğrafyada , Demokrasinin olduğu ve laiklik ilkesinin uygulandığı bir başka Ülke bulunmamaktadır. Demokratik Laik ve sosyal hukuk devleti oluşumuzu Türkiye Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’e borçlu olduğumuzu söylemenin bir vefa borcu olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. .
Biraz da Avukatın Yargıdaki yeri konusunda açıklama yapmak istiyorum: Kağıt üzerinde Avukatın yargıdaki yeri Hakim –Savcı-Avukat üçgeni içinde yer almaktadır. Ama gerçek hayattaki yeri , bu yerden çok uzaktadır. Avukatların savunmada güçlü pozisyonları yoktur. Avukatlar yargının üvey evlatları konumuna getirilmiştir ve üvey evlat muamelesine tabi tutulmaktadır.
Öncelikle hukuka saygı ilkesi üzerine kurulmuş bir toplumda Avukatlık mesleği çok önemli bir role sahiptir. Görevi , Kanun çerçevesi içinde sadece bir vekaletin belli bir alanda uygulanması ile sınırlı değildir. Bir hukuk devletinde Avukat, kutsal olan savunmanın temsilcisidir. Avukat, adaletin gerçekleşmesindeki katkısından ve hak ve özgürlükleri savunmadaki görevinden dolayı, yargının vazgeçilmez unsurudur..
Avukatlık kanunun 1. maddesi , Avukatlığı kamu hizmeti gören serbest meslek mensubu yargının kurucu unsuru ve bağımsız savunmayı temsil eden meslek olarak tanımlamıştır. Bu tanım Avukatlık mesleğinin ne derece önemli olduğunu belirtmektedir..
Bir avukatın temel nitelikleri şöyle sıralamak mümkündür. Avukat mesleğinde ehliyet , kabiliyet ve liyakat sahibi olmalıdır. Bilgi bir Avukatın sermayesidir. Sermayesi bilgi olan bir Avukatın , Avukatlık yeteneği de göz ardı edilmemelidir. Bilgiyi kullanmak , bilgiye hükmetmek savunma için vazgeçilmez bir değerdir. Bu Avukatın muhakeme gücünü ve Avukatın başarısını ortaya koyar. Aksi takdirde çürük bir savunma , yıkılmaya mahkumdur. Avukatın yasa ve hukuka bağlı kalması , mesleğin haysiyetini koruması , mesleğin itibarını yükseltir ve meslek liyakatli ellerde kalır.
Şu hususu öncelikle belirtmek istiyorum. Eğer Ülkemizde , Demokrasinin , Hukuk Devletinin ve Hukukun üstünlüğü anlayışının ve Laikliğin uygulanmasını istiyorsak hangi fikir ve düşüncede olursak olalım , bu değerlerden vazgeçmemeliyiz.
Sokrat’ın bir sözünü söylemeden geçemeyeceğim .” Hakimin fazileti doğruyu görmek Avukatın fazileti ise doğruyu söylemektir.”
Hakkın hukukun ve adaletin önemini ortaya koyan , güzel sözlerden örnekler sunacağım.
“Bir tek kişiye yapılan haksızlık tüm topluma yapılan haksızlıktır.”
Montesquieu
“Hükümdar haksız olarak bir köylüden yumurta alırsa, adamları köylünün bütün tavuklarını alır” Sadi
“Adalet ancak hakikatten , saadet ancak hakikatten doğabilir.”
EMİLE ZOLA
“Kuvvete dayanmayan adalet güçsüz , Adalete dayanmayan kuvvet acımasızdır” PASCAL
“Adalet dünyadan kalkarsa , insan hayatına değer verecek bir şey kalmaz”
KANT
“ Hukuk bir gün herkese lazım olur.”
“ Ne zulüm ne merhamet yalnızca ADALET”
“ Adalet olunca yiğitliğe lüzum kalmaz”
“Hak yerde kalmaz “
“En yıkıcı , en öldürücü yara haksızlık yarasıdır.”
ANONİM
“Memleketin nasıl yönetildiğini anlamakmı istiyorsunuz ; onun müziğine kulak veriniz . Nerede güzel eserlerden oluşmuş bir uyum varsa , orada adalet ve erdem hüküm sürer” KONFÜÇYUS
“Kötülüğü adaletle , iyiliği iyilikle karşıla” LA O –TSE
“Gökyüzünü kafana düşse de yine adaletten şaşma” W.WATSON
“Adalet kadar büyük ve tanrısal erdem yoktur. JOSEPH ADDİSON
“Eğitimli insanlar öncelikle adalete değer verir .Eğitimli insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca asi olurlar. Küçük insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca haydut olurlar. KONFÜÇYUS
Son olarak şunu söylemek istiyorum:
Sosyal ve ekonomik sorunlarını çözmüş , sosyal adaleti sağlamış,
Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğünü benimsemiş,
İnsan hak ve özgürlüklerinde üstün standardı yakalamış ,
Kurum ve kuralları ile eksiksiz demokrasinin uygulandığı ,
Anarşi ve terörün bittiği , barış ve huzurun sağlandığı ,
İçeride ve dışarıda güçlü bir Türkiye’yi hep birlikte görmek ve yaşamak dileğiyle hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Gaziantep Barosu Başkanı
Avukat Aziz CANATAR